AÖF ADALET ÖNLİSANS BÖLÜMÜ
AOF ADALET BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN BULUŞMA NOKTASI OLAN FORUMUZA HOSGELDİNİZ...FORUMUZDA NEDEN ADALET OKUMALIYIM,MEZUNİYETİMDEN SONRA NERELERDE ÇALIŞABİLİRİM,ADALET ÖĞRENCİLERİNİN DERSLERİ İLE İLGİLİ DÖKÜMANLAR VE DAHA BİRCOK SEYİ BULABİLİRSİNİZ...UMARIM İŞİNİZE YARAYACAK BİLGİLERİ BULABİLİRSİNİZ...

UNUTMAYINIZ Kİ FORUMUMUZDAN DAHA AYRINTILI BİR ŞEKİLDE YARARLARNMAK İÇİN ÜYE OLMANIZ GEREKMEKTEDİR!...


Anadolu Üniversitesi, Adalet Önlisans Bölümü Öğrencilerinin Toplanma Noktası...
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arkadaslar forumumuzda yer almasını istediğiniz bölümler ve size göre eksiklikler yanlıslıklar v.b. varsa bana " murat09 " özel mesaj atarasnız isteklerinizi yerine getirmeye calısacağım...
Arkadaslar www.aofadalet.tr.gg adında bir sitemizi daha açtık.Benim ve arkadaşlarımızın internet üzerinden yaptıkları radyo yayınını dinleyebilir,o anda online olan arkadaslarımızla sohbet ederek eğlenceli vakitler gecebilirsiniz.

Paylaş | 
 

 3. kısım süper döküman

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
murat_admin@



Mesaj Sayısı : 46
Puan : 134
Tesekkür Puanı : 3
Kayıt tarihi : 16/09/10

MesajKonu: 3. kısım süper döküman    Perş. Eyl. 16, 2010 8:47 pm

İŞ HUKUKU
İş Hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının tümünden oluşmaktadır.
Kavram
İş hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının tümünden meydana gelen hukuk dalıdır.

Bugün iş hukukunun kamu hukukuna giren bir hukuk dalı olduğu hususunda hukukçular arasında tam bir görüş birliği yoktur. Gerçekten, bazı hukukçular iş hukukunu, kişiler arasındaki ilişkileri düzenlemekte olmasını gözönünde bulundurarak, özel hukuka dahil saymakta, bazı hukukçular ise onun hem kamu hem de özel hukuka girebilecek mahiyette, yani karma nitelikte bir hukuk dalı olduğunu ifade etmektedirler.

Bizim fikrimizce, iş hukuku ilk zamanlar tamamen bir özel hukuk dalı olarak ortaya çıktığı halde, bugün artık bu nitelikte olan bir hukuk dalı değildir. Özellikle 1961 Anayasasında yer alan hükümler ile bunlara dayanılarak 1963 yılında çıkarılmış olan "Sendikalar Kanunu" ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu"nun hükümleri karşısında iş hukukunun bu tarihlerden itibaren özel hukuktan kamu hukukuna doğru sür’atle kaymakta olduğu söylenebilir. Aynı ve benzer hükümler 1982 Anayasasında ve 1983 yılında kabul edilmiş olan 2821 sayılı "Sendikalar Kanunu" ile 2822 sayılı "Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu"nda da yer almış bulunmaktadır.

İş hukuku günden güne gelişmekte ve önemini artırmaktadır. Bu nedenledir ki, eskiden hukuk fakültelerinde seçimlik ders olarak okutulmakta olan iş hukuku, şimdi zorunlu ders haline gelmiş ve ders saati de arttırılmıştır.

İş hukukumuzun belli başlı kaynaklarından biri 1971 tarih ve 1475 sayılı "İş Kanunu" idi. Bu Kanun yerini 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa bırakmıştır. Bu kanuna göre, "bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi; işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren; işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi; işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir (m.2).

İş hukukunun önemli konuları olan hizmet akdi, sendikalar, toplu iş sözleşmesi ile grev ve lokavt hakkında genel bilgileri aşağıda vereceğiz:
Hizmet Akdi
Hizmet akdi, Borçlar Kanunumuzun 313-354’ncü maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 313’ncü maddesine göre, "hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayrı muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder".

Hizmet akdinin esaslı unsurlarından birisi, işçinin hizmet taahhüdü, diğeri ise işverenin ücret taahhüdüdür. Hizmet, bedeni veya fikri olabilir; bunun önemi yoktur. Örneğin bir inşaatta tuğla taşımak kadar, aynı inşaatta işi kontrol etmek de bir hizmettir.

Borçlar Kanununun hizmet akdini düzenleyen hükümleri, günümüzün ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu içindir ki, kanun koyucu ekonomik bakımdan güçsüz durumda olan işçileri korumak amacıyla 1475 sayılı "İş Kanunu"nda hizmet akdine ilişkin yeni hükümler getirmiştir
Sendikalar
Sendikayı 1983 tarih ve 2821 sayılı "Sendikalar Kanunu" şöyle tanımlıyor: "İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzelkişiliğe sahip kuruluşa denir" (m.2).

Sendika kurmak için önceden izin almak zorunluluğu yoktur (Any. m.51). Önceki Anayasamız, 1961 yılında yürürlüğe girdiği zaman memurların sendika kurmalarını yasaklayıcı bir hüküm içermiyordu. Nitekim memur sendikaları da kurulmuştu. Fakat daha sonra 46. maddesinde yer alan çalışanlar deyiminin 1971 yılında işçiler şeklinde değiştirilmesiyle ve 119. maddesine "İşçi niteliği taşımayan kamu hizmetlilerinin mesleki menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacını güden kuruluşların bağlı olacakları hükümler kanunla düzenlenir." şeklindeki üçüncü fıkra hükmünün eklenmesiyle memurların sendika kurma imkanı ortadan kalkmış oldu.

Yeni Anayasamız da sendika kurma hakkını işçiler ve işverenler ile sınırlandırmış olduğundan, memurların sendika kurma veya kurulmuş bir sendikaya üye olma hakları yoktu Ancak, bu maddede geçen işçiler terimi 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle tekrar çalışanlara dönüştürüldü ve böylece memurların da sendika kurmalarına ve kurulu sendikalara üye olmalarına yeniden imkan sağlanmış oldu (Any. m.51). Bu imkândan yararlanılarak 25.6.2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çıkarıldı ve sendikalar kuruldu.

15.7.1963 tarih ve 274 sayılı "Sendikalar Kanunu", 5.5.1983 günü kabul edilen ve 7.5.1983 tarih ve 18040 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2821 sayılı yeni "Sendikalar Kanunu"nun 66. maddesi gereğince yürürlükten kalkmıştır.

Yeni Sendikalar Kanunu işçi, işveren, işyeri, sendika, konfederasyon gibi önemli kavramların tanımlamasını yapmaktadır. Sözü geçen kanunun 2.maddesine göre:

İşçi: Hizmet akdine dayanarak çalışanlara denilir.
İşveren: İşçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye ve tüzelkişiliği olmayan kamu kuruluşlarına denilir.
İşyeri: İşin yapıldığı yere denilir.
Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzelkişiliğe sahip kuruluşa denilir.
Konfederasyon: Değişik işkollarında en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşlara denir.

Yeni Sendikalar Kanununa göre işçi sendikaları, işkolu esasına göre bir işkolunda ve Türkiye çapında faaliyette bulunmak amacı ile bu işkolundaki işyerlerinde çalışan işçiler tarafından kurulur. İşveren sendikaları, işkolu esasına göre bir işkolundaki işverenler tarafından kurulur. Kamu işveren sendikalarının, aynı işkolundaki işverenler tarafından kurulması ve aynı işkolunda faaliyette bulunması şartı aranmaz. Bir işkolunda birden fazla sendika kurulabilir. Meslek veya işyeri esasına göre işçi sendikası kurulmaz (m.3).

Görüldüğü üzere yeni düzenlemede işçi sendikaları ancak işkolu esasına göre kurulabilecek, işyeri esasına göre sendika kurulamayacaktır. Yeni kanun üst örgüt olarak federasyonu kaldırmış, sadece konfederasyon şeklindeki üst kuruluşa yer vermiştir. Kanun işçi ve işveren sendikalarının kurulabilecekleri işkollarının neler olduğunu ise, 60.maddesinde teker teker belirlemiştir.

Yeni kanun, 32. maddesinde sendikaların çalışma hayatına ilişkin olarak şu faaliyetlerde bulunabileceklerini öngörmektedir:
• Toplu iş sözleşmesi akdetmek,
• Toplu iş uyuşmazlıklarında ilgili makama, arabulucuya, hakem kurullarına, iş mahkemelerine ve diğer yargı organlarına başvurmak,
• Çalışma hayatından, mevzuattan, toplu iş sözleşmelerinden, örf ve adetten doğan hususlarda işçileri ve işverenleri temsilen veya yazılı başvuruları üzerine, nakliye, neşir veya adi şirket mukaveleleri ile hizmet akdinden doğan hakları ve sigorta haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen davaya ve bu münasebetle açtığı davadan ötürü husumete ehil olmak,
• Grev ve lokavta karar vermek ve idare etmek. Sendikalar bir araya gelerek üst örgütler kurabilirler. Gerçekten, değişik işkollarında en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşlara Konfederasyon denir (m.2).
Toplu İş Sözleşmesi
Toplu iş sözleşmesi, işçi sendikaları ile iş verenler veya işveren sendikaları arasında akdedilen ve iş şartları ile tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmadır.

15.7.1963 tarih ve 275 sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu da, 5.5.1983 günü kabul edilen ve 7.5.1983 tarih ve 18040 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2822 sayılı yeni "Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu"nun 82.maddesi gereğince yürürlükten kalkmıştır.
Yeni Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu toplu iş sözleşmesinin tanımını ve içeriğini şöyle belirliyor: "Toplu İş Sözleşmesi, hizmet akdinin yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmedir. Toplu iş sözleşmeleri, tarafların karşılıklı hak ve borçlarını, sözleşmenin uygulanmasını ve denetimini, uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yolları düzenleyen hükümleri de ihtiva edebilir" (m.2).

Toplu iş sözleşmesinin taraflarından birinin mutlaka işkolunda kurulu bir işçi sendikası olması şarttır. İşçiler tek başlarına toplu iş sözleşmesi yapamazlar. Sözleşmenin diğer tarafı ise, ya işkolunda kurulu bir işveren sendikası veya sendika
üyesi olmayan bir işverendir.

Toplu iş sözleşmesi ile hizmet akdi aynı şey değildir. Gerçekten, hizmet akdi bir işçinin işveren ile yapmış olduğu bireysel anlaşma niteliğindedir. Zaten bir işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmesi için, evvelce işveren ile bir hizmet akdi yapmış olması şarttır. Toplu iş sözleşmesi ise, geçerli olduğu süre içerisinde kollektif bir düzen getiren ve özellikle işçileri sosyal ve ekonomik bakımdan koruma amacına yönelik bir statü niteliğindedir. Diğer bir deyişle toplu iş sözleşmesi, taraflar arasındaki hak ve borçları düzenlediği kadar, toplu iş sözleşmesine tabi işçiler ve işverenler için bağlayıcı nitelikte birtakım maddi hukuk kuralları da koymaktadır. Yeni Anayasamız aynı işyerinde, aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılmasını ve uygulanmasını yasaklamıştır (m.53/III).
Grev ve Lokavt
Grev ve lokavt, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununda düzenlenmiştir. Anayasamız da 54. maddesinde işçilerin toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde grev hakkına sahip bulunduklarını
açıkça belirtmektedir.

Yeni kanuna göre grev; "işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veyahut bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına" denir.Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarıyla çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla bu kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev, kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve ise kanun dışı grev denir. Siyasi amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin yaptırımları uygulanır. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla grev yapılamaz (m.25).

Lokavtın tanımı ise 26. maddede şöyle yapılıyor: "İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşunun verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt denir." Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması halinde bu kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanuni lokavt, kanuni lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denir. Siyasi amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtı kanun dışı lokavttır. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla lokavt yapılamaz.

Yeni kanun grev ve lokavt yasağının bulunduğu işleri 29. maddesinde şöyle saymaktadır:
• Can ve mal kurtarma işlerinde.
• Cenaze ve tedfin (gömme) işlerinde.
• Su, elektrik, havagazı, termik santralları besleyen linyit üretimi, doğal gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, nafta ve doğal gazdan başlayarak petro kimya işlerinde.
• Banka ve noterlik hizmetlerinde.
• Kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehiriçi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde.

Yeni kanunun 30. maddesi uyarınca da aşağıdaki işyerlerinde grev ve lokavt yapılamaz:
• İlaç imal eden işyeri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseseler ile hastane, klinik, sanatoryum, prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde.
• Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde,
• Mezarlıkta.
• Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde.

Yeni Anayasamız siyasi amaçlı grev ve lokavtı, dayanışma grev ve lokavtını, genel grev ve lokavtı, işyeri işgalini, iş yavaşlatmayı, verim düşürme ve diğer direnişleri yasaklamıştır (m.54/VII).
ÖZEL HUKUKUN DALLARI 4
MEDENİ HUKUK
Medeni Hukuk, kişilerin toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arzeden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Medeni hukuk düzenlemekte olduğu ilişkilerin niteliğine göre, beş bölüme ayrılır. Bunlar, "kişiler hukuku", "aile hukuku", "miras hukuku", "eşya hukuku" ve "borçlar hukuku"dur.Kavram
Medeni hukuk, özel hukukun en geniş ve en önemli dalıdır. Bu özelliğinden dolayıdır ki çoğu zaman medeni hukuk ve özel hukuk terimleri eş anlamda kullanılmaktadır.

Medeni hukukun içeriği o kadar geniştir, yani medeni hukukun düzenlenme alanına giren sosyal ilişkiler o kadar çok ve çeşitlidir ki, bu yüzden bunları kapsayacak ve medeni hukuku tam anlamıyla ifade edecek bir tanımlama yapmak çok güçleşmektedir. Nitekim, doktrinde yazarlar medeni hukuku çeşitli şekillerde tanımlamaktadırlar. Biz bunlardan sadece birini vermekle yetineceğiz.

Bir görüşe göre "Medeni hukuk, kişilerin toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer ifade eden bütün eylem ve davranışlarını, işlem ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür".

Medeni hukukun toplum hayatındaki önemi çok büyüktür; çünkü günümüzde medeni hukukun düzenlediği ilişkilerin herhangi biriyle ilgisi olmayan bir kimsenin bulunabileceğini düşünmek dahi mümkün değildir. Gerçekten, her insan doğduğu anda, hatta sağ doğmak koşuluyla ana karnına düştüğü anda medeni hukukla temasa geçmektedir. Nitekim Medeni Kanunumuz bir kimseyi, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak sahibi olarak kabul etmektedir (MK.m.28/II). Bir kimsenin doğumundan ölümüne kadar geçen zaman içerisinde giriştiği ilişkilerin pek büyük bir kısmı da medeni hukuk tarafından düzenlenmektedir. Gerçekten, bir kimsenin hak ve fiil ehliyetleri, bunların şart ve içerikleri; kişiliğe dahil olan unsurlar, kişiliğin dahilen ve haricen korunması; bir kimsenin yakınlarıyla ve belli bir yerle ilişkisi (hısımlık ve yerleşim yeri); bir kimsenin ayrı cinsten bir başkasıyla devamlı bir hayat ortaklığı kurması (evlenme), evlilik dolayısıyla gerek eşler gerek ana baba ile çocuklar arasında ortaya çıkacak ilişkiler; bir kimsenin bir eşyaya hakimiyeti dolayısıyla kendisi ile başkaları arasında baş gösterecek ilişkiler hep medeni hukukun konusuna girmektedir. Nihayet bir kimse öldükten sonra da medeni hukukla bir süre daha ilgilisini kesmez. Nitekim medeni hukukun bir kolu olan miras hukuku bir kimsenin ölümünden sonra onun para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının (terekesinin) kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen kurallardan oluşmaktadır.

Diğer taraftan, günlük yaşantımızda sık sık yaptığımız işlemlerin büyük bir çoğunluğu da, medeni hukukun bir kolu olan borçlar hukukunun konusuna girerler. Bu gibi işlemleri bütün hayatı boyunca hiç yapmamış olan bir gerçek kişi düşünebilir miyiz? Bunun imkansız olduğunu söylemek, pek de yanlış olmaz; çünkü insan olarak hayatımızı sürdürmek üzere çeşitli hukuki işlemler yapmak zorundayız. Örneğin her şeyden önce gıda maddelerine muhtacız. Sonra barınacak bir yere ihtiyacımız vardır. Keza giyecek ve yakacak maddelerine de sahip olmak zorundayız. Bütün bunları nasıl sağlayacağız? İşte bütün bunları sağlamak üzere yapmak zorunda olduğumuz hukuki işlemler, borçlar hukuku tarafından düzenlenmektedir. Örneğin bir elbiseye ihtiyacımız olunca, kumaşa satım sözleşmesi yaparak sahip oluruz; sonra terzi ile istisna (eser) sözleşmesi yaparak elbisenin dikilmesini sağlarız. Kumaşın bedelini veya terzinin ücretini ödeyecek paramız yoksa, bunu bir dostumuzla yapacağımız karz sözleşmesi yoluyla temin ederiz. Barınacak bir yere sahip olmak üzere çoğu kez başkasıyla "kira sözleşmesi" yaparız. Yakın bir arkadaşımızın borcuna kefil oluruz. Okula veya işyerimize erişmek üzere bindiğimiz otobüs veya dolmuşta; eğlenmek üzere gittiğimiz sinema veya tiyatroda; karnımızı doyurmak üzere yemek yediğimiz lokantada otobüsün, dolmuşun, sinemanın, tiyatronun ve lokantanın sahipleriyle olan ilişkilerimiz de hep borçlar hukuku tarafından düzenlenmektedir.

Görülüyor ki, sosyal hayatta doğumumuzdan ölümümüze kadar giriştiğimiz veya içerisinde bulunduğumuz ilişkilerin çok büyük bir kısmı, medeni hukukun konusuna dahil bulunmaktadır. Bu itibarladır ki, medeni hukukun sosyal hayattaki önemi ve rolü inkar edilemeyecek kadar büyüktür. Çoğumuz içerisinde bulunduğumuz ilişkilerin, sosyal hayattaki birçok eylem ve davranışımızın medeni hukuk tarafından düzenlendiğini bilmeyiz; ama yine de medeni hukukla ilişkiye geçeriz.

Medeni hukukumuzun en başta gelen kaynağını, 1 Ocak 2002 günü yürürlüğe giren "Türk Medeni Kanunu" ile 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan "Borçlar Kanunu" oluşturur. Ancak bu iki kanun dışında medeni hukukla ilgili birçok özel kanun vardır. İsviçreden alınmış olan ve 75 yıl gibi uzun bir süre yürürlükte kalan Türk Kanunu Medenisi 1 Ocak 2002 günü yürürlükten kalkmıştır.

Medeni Kanun 7 maddelik bir "Başlangıç" kısmından sonra dört kitaba ayrılmıştır. Bunlar da "kişiler hukuku", "aile hukuku", "miras hukuku" ve "eşya hukuku" dur. "Borçlar hukuku" ise Medeni Kanunumuzun adeta beşinci kitabı niteliğinde sayılabilecek "Borçlar Kanunu" tarafından düzenlenmiştir.

Mahiyet ve özellikleri itibariyle birbirine az çok benzeyen ve birbirine yakın olan ilişkileri, dolayısıyla da bunları düzenleyen kuralları bir araya toplamak, bunları bir sıraya, bir düzene sokmak gerekir ki, buna medeni hukukun sistemi denir.

Medeni hukuk, düzenlemekte olduğu ilişkilerin mahiyetlerine göre beş kısma ayrılır. Bunlar: kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukukudur. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız:
Kişiler Hukuku
Kişiler hukuku, hak sahibi olan varlıkların (kişilerin) türlerini, ehliyetlerini, kişisel durumlarını, yakınları ile olan ilişkilerini (hısımlığı), belli bir yer ile olan ilgilerini (yerleşim yeri); kişiliğin başlangıcı, sona ermesi ve korunmasını düzenleyen medeni hukuk koludur.
Aile Hukuku
Aile hukuku, aile ilişkileri diyebileceğimiz birtakım ilişkileri düzenleyen medeni hukuk koludur. Bu hukuk kolunun konusuna nişanlanma, evliliğin meydana gelmesi, eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri, ana babanın çocukların kendisi (şahsı) ve malları üzerindeki hak ve yükümlülükleri (velayet), evliliğin ortadan kalkması, ana baba ile çocuklar arasındaki hukuki bağlantı (soybağı), aile fertleri arasındaki ilişkiler, korunmaya muhtaç olan kişilerle ilgili koruma önlemleri (vesayet) gibi konular girmektedir..
Miras Hukuku
Miras hukuku, bir gerçek kişinin (insanın) ölümünden sonra para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının (terekesinin) kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır.
Yukarıdaki tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, miras hukukunun düzenleyeceği iki ana sorun vardır: Miras kime kalacak, miras nasıl geçecek? Medeni Kanunumuz bu sorunları mirasçılar ve mirasın geçmesi başlığı altında düzenlemiştir.

Miras, mirasçılara kalır. Mirasçı, ölen kimsenin mirasının (terekesinin) geçtiği gerçek veya tüzel kişidir. Ölmüş olması sebebiyle terekesi mirasçılarına geçen kimseye miras bırakan (muris), onun mirasa konu olan bütün hak ve borçlarının
toplamına da tereke veya miras denir.
Eşya Hukuku
Eşya hukuku, kişilerin bir eşya üzerindeki hakimiyet ve tasarruflarının mahiyet ve türlerini, onların bu hakimiyet dolayısıyla diğer kişiler ile olan ilişkilerini düzenleyen medeni hukuk koludur. Eşya hukukunun konusunu büyük çapta ayni haklar oluşturmaktadır. Ayni hak, eşya dediğimiz maddi mallar üzerinde sahibine geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen bir haktır.
Borçlar Hukuku
Borçlar hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. "İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesini, yapılmasını veya yapılmamasını öngören bağ" şeklinde tanımlayabileceğimiz borç ilişkisinin doğumu, hükümleri, türleri ve sona ermesi gibi hususlar borçlar hukukunun konusunu oluşturur. Borçlar Kanunumuza göre, iki taraf arasında bir borç ilişkisi ya hukuki işlemlerden (örneğin satım, kira, vekalet gibi sözleşmelerden) veya haksız fiillerden (örneğin bir kimsenin evinin camını kırma, bir kimseyi yaralama gibi eylemlerden) ya da sebepsiz zenginleşmeden doğabilir. Borç ilişkisindeki tarafların birine alacaklı, diğerine borçlu, alacaklının borçludan isteyeceği (talep edeceği), borçlunun da yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimine de edim denir ki, bu da ya bir şey vermek veya bir şey yapmak ya da bir şey yapmaktan kaçınmak şeklinde olabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
3. kısım süper döküman
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AÖF ADALET ÖNLİSANS BÖLÜMÜ :: DERSLERİMİZ VE DÖKÜMANLARI :: Hukuka Giriş-
Buraya geçin: