AÖF ADALET ÖNLİSANS BÖLÜMÜ
AOF ADALET BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN BULUŞMA NOKTASI OLAN FORUMUZA HOSGELDİNİZ...FORUMUZDA NEDEN ADALET OKUMALIYIM,MEZUNİYETİMDEN SONRA NERELERDE ÇALIŞABİLİRİM,ADALET ÖĞRENCİLERİNİN DERSLERİ İLE İLGİLİ DÖKÜMANLAR VE DAHA BİRCOK SEYİ BULABİLİRSİNİZ...UMARIM İŞİNİZE YARAYACAK BİLGİLERİ BULABİLİRSİNİZ...

UNUTMAYINIZ Kİ FORUMUMUZDAN DAHA AYRINTILI BİR ŞEKİLDE YARARLARNMAK İÇİN ÜYE OLMANIZ GEREKMEKTEDİR!...


Anadolu Üniversitesi, Adalet Önlisans Bölümü Öğrencilerinin Toplanma Noktası...
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arkadaslar forumumuzda yer almasını istediğiniz bölümler ve size göre eksiklikler yanlıslıklar v.b. varsa bana " murat09 " özel mesaj atarasnız isteklerinizi yerine getirmeye calısacağım...
Arkadaslar www.aofadalet.tr.gg adında bir sitemizi daha açtık.Benim ve arkadaşlarımızın internet üzerinden yaptıkları radyo yayınını dinleyebilir,o anda online olan arkadaslarımızla sohbet ederek eğlenceli vakitler gecebilirsiniz.

Paylaş | 
 

 5. kısım süper dökümanlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
murat_admin@



Mesaj Sayısı : 46
Puan : 134
Tesekkür Puanı : 3
Kayıt tarihi : 16/09/10

MesajKonu: 5. kısım süper dökümanlar    Perş. Eyl. 16, 2010 8:50 pm

HAKKIN TANIMI VE TÜRLERİ 6
HAKKIN TANIMI
Hak, hukuk düzeni tarafından kişilere tanınmış olan yetkilerdir. Her hak mutlaka bir hukuk kuralına dayandığı gibi, her hakkın mutlaka bir sahibi de vardır; sahipsiz hak olmaz.

Hak, hukuk düzeni tarafından kişilere tanınmış olan yetkilerdir. Başka bir tanımla hak, "hukuk tarafından tanınan ve korunmasını isteme hususunda ferdin yetkili sayıldığı menfaattır".

Her hak mutlaka bir hukuk kuralına dayanır. Bu hukuk kuralının yazılı bir kural, örneğin kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik veya yazılı olmayan bir kural (örf ve adet hukuku) olması önemli değildir. Hukuk düzeninin tanımadığı bir yetki, korumadığı bir menfaat hak olarak nitelendirilemez.

Her hak bir hukuk kuralından doğduğu gibi, her hakkın bir sahibi de vardır; sahipsiz hak olmaz. Hukukta hak sahibi olan varlıklara kişi (şahıs) denir.

Hak, hukuk düzeni tarafından kişilere tanınmış olan bir yetki, bir hareket etme imkanı olduğuna göre, örneğin mülkiyet hakkı dediğimiz zaman bununla hak sahibinin (malikin) bir eşyaya sahip olmasını ve eşyasını dilediği gibi kullanmak, ondan dilediği gibi yararlanmak ve onunla ilgili dilediği tasarruflarda bulunmak yetkilerini elinde bulundurmasını ifade etmiş oluruz. Aynı şekilde, alacak hakkı deyimiyle de hak sahibinin (alacaklının), borçlusundan belli bir davranış biçiminde bulunmasını, yani kendisine birşey vermesini veya birşey yapmasını ya da birşey yapmaktan kaçınmasını istemek yetkisini belirtmiş oluruz.

Hakkın mahiyeti hukukçular arasında tartışmalıdır. Bu konuda birçok görüş ortaya atılmış, bunlardan her biri hakkın mahiyetini bir başka açıdan açıklamaya çalışmıştır. Biz burada bunlar üzerinde durmayacağız. Hakkın mahiyetini açıklamak üzere ortaya atılmış görüşlerden en önemlileri İrade Teorisi, Menfaat Teorisi, Özgürlük Teorisi ve Karma Teoridir.
HAKKIN TÜRLERİ
Haklar, doğdukları hukuk kuralına göre "kamu hakları" ve "özel haklar" şeklinde bir ayırıma uğrarlar. Kamu hakları, kamu hukukundan doğan haklardır. Kamu haklarını kendi aralarında "kişisel haklar", "sosyal ve ekonomik haklar" ve "siyasi haklar" olmak üzere üçe ayırırız.

Özel haklar ise, özel hukuktan doğan haklar olup, mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına ve nihayet amaçlarına göre çeşitli türlere ayrılırlar. Bunlar içinde en önemli ayırım "mutlak haklar"-"nisbi haklar" ayırımıdır. Mutlak haklar, herkese karşı ileri sürülebildikleri halde, nisbi haklar ancak belli bir kişiye veya kişilere karşı ileri sürülebilirler.

Hukuk kurallarının düzenlemekte olduğu ilişkiler o kadar çeşitli ve birbirinden o kadar farklıdır ki, sonuç itibariyle bu kuralların tanıdığı yetkiler, yani haklar da mahiyetleri bakımından birbirinden farklı ve çeşitlidir. Bununla beraber hakları türlü ölçütlere (kıstaslara) göre gruplara ayırmak mümkündür. Hakları öncelikle doğdukları hukuk kurallarının mahiyetine göre kamu hakları ve özel haklar olmak üzere iki ana gruba ayırırız.
Kamu Hakları - Özel Haklar Ayırımı
Kamu hakları, kişiler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır. Diğer bir deyişle kamu hakları, vatandaşların devlete karşı sahip bulundukları haklardır. Bu haklara örnek olarak seçme hakkı, seçilme hakkı, memur olma hakkı, vatandaşlık hakkı gibi haklar ile özgürlükleri gösterebiliriz.
Özel haklar ise, kişiler ile kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından, yani özel hukuktan doğan haklardır. Bunları medeni haklar şeklinde isimlendirmek de mümkündür. Özel ya da medeni haklara örnek olarak mülkiyet hakkını, alacak hakkını, fikri hakları veya kişilik haklarını gösterebiliriz. Özel haklar mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına ve nihayet amaçlarına göre çeşitli ayırımlara tabi tutulabilirler.

Gerek kamu haklarının, gerek özel hakların türlerini ele almadan önce kamu hakları ile özel haklar arasındaki farkları belirtmekte yarar vardır.


Kamu Hakları ile Özel Haklar Arasındaki Farklar
Kamu hakları ile özel haklar arasında birtakım farklar vardır. Bunlardan en önemlisi, bu haklardan yararlanma bakımından ortaya çıkar.
Gerçekten, özel haklardan (medeni haklardan) herkes yararlandığı halde, kamu haklarından herkes değil, ancak vatandaşlar yararlanabilirler. Diğer bir deyişle, özel haklardan yararlanma bakımından kural olarak yerli-yabancı ayırımı yapılmaz. Bu nedenledir ki Türkiye’de bulunan bir yabancı, alacak hakkından, mülkiyet hakkından ve kişilik hakkından yararlanabildiği halde, kamu hakları niteliğinde olan seçme hakkından, seçilme hakkından ve memur olma hakkından yararlanamaz. Bu haklardan ancak Türk vatandaşı olanlar yararlanabilirler.

Diğer taraftan, özel haklardan yararlanma bakımından vatandaşlar arasında eşitlik ilkesi geçerli olduğu, yani yaş, cinsiyet, tahsil vb. gibi farklara yer verilmeksizin bütün vatandaşlar özel haklardan yararlanabildikleri halde, kamu haklarından yararlanma bakımından böyle bir eşitlik söz konusu olmaz. Gerçekten, seçme ve seçilme haklarından her vatandaş değil, ancak belli şartlara sahip bulunan vatandaşlar yararlanabilirler. Nitekim "seçme ve halkoylamasına katılma hakkı"ndan yararlanabilmek için 18 yaşını (Any.m.67/III), milletvekili seçilme hakkından yararlanabilmek için ise 30 yaşını bitirmiş olmak gerekir (Any.m.76/I). Aynı şekilde memur olma hakkından yararlanabilmek için belli bir yaşa gelmiş bulunmak ve belli bir ölçüde öğrenim görmüş olmak lazımdır.
Kamu Haklarının Türleri
Kamu hukukundan doğan ve kişilerin devlete karşı sahip bulundukları kamu hakları -ki bunlara temel haklar da denilmektedir- bazı yazarlar tarafından kişisel haklar, sosyal ve ekonomik haklar ve siyasi haklar olmak üzere üçlü bir ayırıma tabi tutulmaktadır. Hemen belirtelim ki, 1982 tarihli yeni Anayasamızın kamu haklarını düzenleme biçimi de bu ayırıma uymaktadır. Gerçekten, Anayasamız "Temel Hak ve Ödevler" başlığını taşıyan ikinci kısmının ikinci bölümünde kişisel hakları, üçüncü bölümünde sosyal ve ekonomik hakları ve nihayet dördüncü bölümünde de siyasi hakları düzenlemektedir. Aşağıda bunlara kısaca değineceğiz.
Kişisel Haklar
Kişisel hak ve özgürlükler, kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve özgürlüklerdir.

Anayasamız kişisel hakları 17-40’ncı maddeleri arasında düzenlemektedir. Bunlara örnek olarak "kişi dokunulmazlığı" (m.17), "kişi özgürlüğü ve güvenliği" (m.19), "özel hayatın gizliliği" (m.20), "konut dokunulmazlığı" (m.21), "haberleşme özgürlüğü" (m.22), "yerleşme ve seyahat özgürlüğü" (m.23), "din ve vicdan özgürlüğü" (m.24), "düşünce ve kanaat özgürlüğü" (m.25), "düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü" (m.26), "bilim ve sanat özgürlüğü" (m.27), "basın özgürlüğü" (m.28), "süreli ve süresiz yayın hakkı" (m.29), "dernek kurma özgürlüğü" (m.33), "toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" (m.34), "mülkiyet hakkı" (m.35) gibi hak ve özgürlükleri gösterebiliriz.
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler, kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve özgürlüklerdir.
Anayasamız sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükleri 41-65’nci maddeleri arasında düzenlemektedir. Bunlara örnek olarak "eğitim ve öğrenim hakkı" (m.42), "çalışma ve sözleşme özgürlüğü" (m.48), "çalışma hakkı" (m.49), "dinlenme hakkı" (m.50), "sendika kurma hakkı" (m.51), "toplu iş sözleşmesi hakkı" (m.53), "grev hakkı ve lokavt" (m.54), "sağlık hakkı" (m.56), "konut hakkı" (m.57), "sosyal güvenlik hakkı" (m.60), gibi hak ve özgürlükleri gösterebiliriz.
Siyasal Haklar
Siyasal haklar herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasal kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır.
Anayasamız siyasal hakları 66-74’üncü maddeleri arasında düzenlemektedir. Bunlara örnek olarak da "vatandaşlık hakkı" (m.66), "seçme ve halkoylamasına katılma hakkı" (m.67), "seçilme hakkı" (m.68), "kamu hizmetlerine girme (memur olma) hakkı" (m.70), "vatan hizmeti hakkı" (m.72) ve "dilekçe hakkı" (m.74) gibi hak ve özgürlükler gösterilebilir.
Özel Hakların Türleri
Özel hukuktan, yani eşit durumda olan kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından doğan özel haklar ya da medeni haklar da tıpkı kamu hakları gibi çeşitli ayırımlara tabi tutulmaktadır. Gerçekten, özel haklar mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına ve amaçlarına göre bir tasnife uğramaktadırlar. Aşağıda bu konuları ele alacağız.
Mahiyetlerine Göre
Özel hakları mahiyetlerine göre biri mutlak haklar, diğeri ise nisbi haklar olmak üzere başlıca iki kısma ayırırız.
Mutlak Haklar
Mutlak Haklar, sahibine maddi ve maddi olmayan (gayri maddi) bütün mallar ile kişiler üzerinde en geniş yetkileri veren ve sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.

Herkes mutlak haklara uymakla yükümlüdür. Mutlak hakkın sahibi hakkına saygı gösterilmesini herkesten talep edebilir. Mutlak haklar, hukuk düzeninin tespit ettiği sınırlar içerisinde kalmak şartıyla sahibi tarafından dilediği gibi kullanılır; hak sahibi bu hakkından dilediği gibi yararlanabilir. Mutlak haklar ya mallar ya da kişiler üzerinde söz konusu olurlar.
Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar
Hukuki anlamda mal, para ile ölçülebilen ve başkalarına devredilebilen şeylerdir. Mallar, biri maddi mallar, diğeri ise maddi olmayan mallar (gayri maddi mallar) olmak üzere iki çeşittir. Örneğin otomobil, tarla, ev, gözlük, saat, kalem gibi maddi bir varlığı olan şeyler maddi birer maldır. Buna karşılık bir sanatçının meydana getirdiği eser, örneğin bir heykel, bir yağlı boya tablo, bir şiir kitabı, bir roman veya bir beste maddi değil, maddi olmayan mallardandır. Bunlar fikir ve zeka ürünü olan mallar, yani eserlerdir.

Mallarla ilgili bu ayırıma uygun olarak mallar üzerindeki mutlak hakları da "maddi mallar üzerindeki mutlak haklar" ve "maddi olmayan mallar üzerindeki mutlak haklar" şeklinde bir ayırıma tabi tutmak gerekir.

Maddi Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar: Maddi mallar; otomobil, bina, tarla, buzdolabı, radyo, kalem, gözlük vs. gibi bir cismi olan, yani elle tutulup gözle görülebilen şeylerdir. Maddi mallara hukuk dilinde eşya denir.

Maddi mallar, yani eşyalar üzerindeki mutlak haklara da "ayni haklar" (eşya üzerindeki hak) adı verilmektedir. Ayni haklardan bazıları sahibine tam ve sınırsız yetkiler tanıdıkları halde, bir kısmının tanıdığı yetkiler sınırlıdır. İşte bu nedenledir ki ayni haklar, sahibine tanıdığı yetkilerin kapsamına ve mahiyetine göre mülkiyet hakkı ve sınırlı ayni haklar şeklinde bir ayırıma uğrarlar.

Mülkiyet Hakkı: Ayni haklardan sahibine tam ve geniş yetkiler vereni, mülkiyet hakkıdır. Gerçekten, mülkiyet hakkına sahip bulunan kimse (malik), bu hakkın konusunu oluşturan eşyayı, hukuk düzeninin tespit ettiği sınırlar içerisinde kalmak şartıyla dilediği gibi kullanabilir, ondan dilediği gibi yararlanabilir ve nihayet onunla ilgili olarak dilediği tasarruflarda bulunabilir; örneğin eşyasını satabileceği veya bağışlayabileceği gibi onu terk ve hatta tahrip dahi edebilir (MK. m.683).

O halde mülkiyet hakkı, hak sahibine o eşyayı kullanma, ondan yararlanma ve onunla ilgili her türlü maddi ve hukuki tasarrufta bulunma yetkilerini veren tam bir ayni haktır.

Sınırlı Ayni Haklar: Ayni haklardan bazıları, sahiplerine mülkiyet hakkı gibi tam ve geniş yetkiler vermeyip, sınırlı yetkiler tanımaktadır ki bunlara sınırlı ayni haklar diyoruz. Gerçekten sınırlı ayni haklar, sahiplerine mülkiyet hakkından doğan kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin hepsinin değil, bunlardan bir veya ikisini, örneğin yalnız kullanma veya yalnız yararlanma yetkilerini verirler.

Sınırlı ayni haklar, hak sahibine tanıdıkları yetkinin mahiyetine göre irtifak hakları, taşınmaz yükü ve rehin hakları olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırlar.

İrtifak hakları, başkasına ait bir eşyayı kullanma veya ondan yararlanma yetkisini veren ayni haklardır. Diğer bir deyişle irtifak hakları, "bir hak veya malvarlığı (Hukuk dilinde malvarlığı (mamelek), bir kişinin para ile ölçülebilen hak ve borçlarının tamamını ifade eder.) üzerine yükletilmiş bir yüküm olup, mal sahibini, mülkiyete mahsus bazı hakların irtifak hakkı sahibi tarafından kullanılmasına katlanmaya veya bu hakları kullanmaktan sakınmaya mecbur kılar"

İrtifak hakları kendi aralarında ayni irtifaklar, kişisel irtifaklar ve karışık irtifaklar olmak üzere başlıca üç türe ayrılırlar. Ayni irtifak haklarına bir taşınmaz lehine kurulmuş olan "geçit hakkı"nı (MK.m.838); kişisel irtifak haklarına intifa hakkı (MK.m.794) ile "oturma hakkı"nı (MK.m.823), karışık irtifak haklarına, yani hem kişisel hem de ayni irtifak şeklinde kurulabilen irtifak haklarına da "üst hakkı"nı (MK.m.829) örnek gösterebiliriz.
Taşınmaz Yükü, bir taşınmazın malikinin yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılınmasıdır (MK.m.839).

Rehin hakları ise sahibine, alacağını borçlusundan alamadığı takdirde rehin verilmiş olan şeyi sattırarak paraya çevirtmek suretiyle alacağını tahsil etmek yetkisini veren ayni haklardır.

Hakkın konusu olan eşyanın taşınır (menkul) veya taşınmaz (gayrımenkul) olmasına göre rehin, "taşınır rehni ve "taşınmaz rehni" olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki rehin türünün de çeşitli alt türleri vardır. Örneğin taşınmaz rehninin "ipotek", "ipotekli borç senedi" ve "irat senedi" olmak üzere üç türü vardır (MK.m.850). Ancak, hemen belirtelim ki, üç tür taşınmaz rehninden ülkemizde sadece ipotek türü uygulanmaktadır.

Maddi Olmayan Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar: Maddi olmayan (gayrı maddi) mallar, zeka ve düşünce ürünü olan şeyler yani eserlerdir. Örneğin bir bilim adamının yayınladığı bilimsel eser, bir romancının kaleme aldığı roman, bir şairin şiir kitabı, bir heykeltraşın yarattığı heykel, bir bestecinin yaptığı beste, bir yazarın kaleme aldığı tiyatro eseri hep maddi olmayan mallardandır.

Maddi olmayan mallar üzerinde sahiplerine tanınmış olan mutlak haklara fikri haklar adı verilmektedir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, bir eser üzerinde, o eseri yaratan kimseye mali ve manevi haklar tanımaktadır. Mali haklar, o eseri çoğaltmak, yaymak ve satmak gibi yetkileri içerir. Manevi haklar ise, eserin kamuya arzedilmesi, esere yapımcısının adının yazılması, eserde değişiklikler yapılması gibi yetkileri içerir. Hikaye, roman, şiir, beste gibi güzel sanatlara ilişkin eserlere fikri eserler, fikri eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haklara da telif hakkı (yazar hakkı) denilmektedir.

Fikri eserlerin yanında "sınai eserler" de vardır. Bunlar üzerindeki haklar daha önce İhtira Beratı Kanunu ile düzenlenmekteyken 08.06.1995 gün ve 4113 sayılı yetki kanununa dayanılarak çıkarılan 24.06.1995 tarihli ve 551 sayılı "Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile yeniden düzenlenmiştir. Sözü geçen kanun uyarınca "buluş (ihtira)", sanayide (endüstride) yeni bir sonuç veya yeni bir eser vücuda getirmek veya bunların meydana getirilmesi için yeni vasıtalar yaratmak veya bilinen vasıtaları yeni bir şekilde kullanmaktır. Bir buluş vücuda getiren kimse devletten (554 sayılı KHK ile kurulan "Türk Patent Enstitüsü"nden) bununla ilgili bir belge alır ki, bu belgeye patent (ihtira beratı) denir. Patent, buluşu vücuda getirmiş olan kimseye belli bir süreyle bundan ancak kendisinin veya mirasçılarının (haleflerinin) yararlanması hakkını sağlar. Buluş vücuda getiren kimsenin sahip olduğu bu hakka "buluş hakkı" denir.

Maddi olmayan mallar arasına markalar da dahil edilebilir. Markalar, sanayide, tarımda imal, ihzar veya istihsal olunan (üretilen) veya ticarette satışa çıkartılan her nevi malları başkalarınınkinden ayırt etmek üzere malın kendisi veya ambalajı yahut her ikisi üzerine konulan işaretlerdir. Markalar, 1965 yılında çıkarılan 551 sayılı Markalar Kanunu ile düzenlenmişken, 08.06.1995 gün ve 556 sayılı "Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile yeniden düzenlenmiştir. Markaların bu Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen haklardan faydalanabilmesi, ancak onların Türk Patent Enstitüsü’nce tescil edilmiş olmalarına bağlıdır. Markalara örnek olarak, Grundig, Arçelik, Turyağ, Piyale, ÇBS, Singer, AEG gibi isimleri gösterebiliriz.
Kişiler Üzerindeki Mutlak Haklar
Kişiler üzerindeki mutlak hakları, biri hak sahibinin bizzat kendi kişiliği üzerindeki mutlak haklar, diğeri ise başkalarının kişiliği üzerindeki mutlak haklar olmak üzere ikiye ayırırız.

Kendi Kişiliği Üzerindeki Mutlak Haklar: Bu haklar, bir kimsenin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerinde sahip bulunduğu mutlak haklardır ki bunlara kişilik hakları denir.
Başkalarının Kişiliği Üzerindeki Mutlak Haklar: Başkalarının kişiliği üzerindeki mutlak haklar, istisnai mahiyetteki haklardır; çünkü modern hukuk sistemleri ancak mallar üzerinde mutlak haklar tanıyıp, kişiler üzerinde böyle haklara kural olarak yer vermezler. Kişiler, hakkın konusu değil, sahibidirler. Mamafih hukuk düzeni, bazı sebeplerle korunmaya muhtaç durumda olan kimseler üzerinde de başkalarına birtakım mutlak haklar tanımaktadır.

Başkalarının kişiliği üzerindeki mutlak haklara örnek olarak velayet hakkı ile vesayet hakkını gösterebiliriz. Velayet hakkı, henüz ergin olmayan çocuklar (küçükler) üzerinde ana ve babalarına tanınmış olan bir mutlak haktır. Ana ve babanın çocuklarının kişiliği üzerinde egemenlik hakları vardır; çocuk haksız olarak kendilerinden alındığı takdirde, ana ve baba bu haklarına dayanarak dava açmak suretiyle çocuğun kendilerine geri verilmesini sağlarlar.
Nisbi Haklar
Nisbi haklar, mutlak haklar gibi herkese karşı değil, ancak belli bir kişiye veya belli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır.
Nisbi haklar, özellikle borç ilişkilerinden doğarlar ve sahibine (alacaklıya), karşısındaki kişiden (borçludan) belli bir davranış biçiminde bulunmasını, yani birşey vermesini veya birşey yapmasını yahut da birşey yapmamasını (birşey yapmaktan kaçınmasını) istemek yetkisini verirler. Borç ilişkilerinden doğan nisbi haklarda (alacak haklarında) hak sahibi alacaklı, karşısındaki kişi ise, borçlu durumundadır. İki kimse arasında bir borç ilişkisi, ya hukuki işlemlerden veya haksız fiillerden yahut da sebepsiz zenginleşmeden doğabilir.

Hukuki işlem, hukuki bir sonuç elde etmek üzere irade açıklamasında bulunmaktır. Hukuki işlemler, tarafları bakımından tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tek taraflı hukuki işlemler, bir kimsenin sadece kendi iradesini açıklamasıyla meydana gelen hukuki işlemlerdir. Örneğin vasiyet böyle bir hukuki işlemdir; çünkü vasiyet, vasiyeti yapan kişinin iradesini kanunun aradığı biçimde açıklamasıyla tamamlanmış olur. Aynı şekilde vakıf kurma da tek taraflı bir hukuki işlemdir. Nitekim bir kişinin hayır yapmak amacıyla bir malını vakfettiğini kanunda öngörülen biçimde açıklamasıyla hukuki işlem doğmuş olur. Başkalarının da iradelerini açıklamalarına lüzum yoktur. Çok taraflı hukuki işlemler ise, birden fazla kimsenin iradelerini açıklamalarıyla meydana gelebilen hukuki işlemlerdir. Bunların içinde en önemli olanı ve uygulamada en çok rastlanılanı iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette açıkladıkları iradeleriyle meydana gelen hukuki işlemlerdir ki, bunlara sözleşme (akit, mukavele) adı verilir. Örneğin bir malın belli bir bedel karşılığında mülkiyetini karşı tarafa kesin surette devretme taahhüdünü içeren satım; bir eşyanın kullanılma hakkının bir bedel karşılığında belli bir süre için bir başkasına devredilmesi taahhüdünü içeren kira hep birer sözleşmedir, yani iki taraflı hukuki işlemlerdir.

Nisbi haklar, yukarıda incelediğimiz hukuki işlemlerden doğabildiği kadar, hukuk düzeninin izin vermediği zarar verici fiiller demek olan haksız fiillerden (örneğin bir kimsenin otomobilinin camını kırmak, bir çiftçinin tarlasındaki ekinlerini çiğnemek, bir kimseyi yaralamak veya öldürmek hep birer haksız fiildir) veya bir kimsenin malvarlığının başka birinin malvarlığının aleyhine olarak çoğalması (zenginleşmesi) demek olan sebepsiz zenginleşmeden de doğabilir. Öte yandan "aile ilişkileri"nden veya "miras ilişkileri"nden doğan nisbi haklar da vardır. Örneğin mirasbırakan (muris) yaptığı bir vasiyetname ile herhangi bir kimseye belli bir mal bırakmış ise, lehine vasiyet yapılan kimsenin (vasiyet alacaklısının) bu malı mirasçılardan talep etmek bakımından bir nisbi hakkı vardır.

Nisbi haklar herkese karşı ileri sürülemeyip, sadece belli kişiye karşı, örneğin kira sözleşmesinden kiralayan (mal sahibi) lehine doğan kira bedelini isteme hakkı sadece borçlu kiracıya karşı ileri sürebildiği içindir ki, kiracı kira borcunu ödemezse, kiralayan bu alacağını kiracının babasından veya yakınlarından isteyemez. Eğer bu hak nisbi hak değil, bir mutlak hak olsaydı, o zaman kiralayan bu hakkını kiracıdan başka kişilere karşı da kullanabileceğinden, kiracının yakınlarından kira borcunu ödemelerini isteyebilecek idi.

Mutlak haklar ile nisbi haklar arasındaki farkı, örneğin mülkiyet hakkı ile alacak hakkı arasındaki farkı şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:

Ali, dolmakalemini Veli’ye satmış olsun. Bu satış sözleşmesinden hem satıcı Ali, hem de alıcı Veli birer nisbi hak kazanırlar. Gerçekten alıcı Veli, satıcı Ali’den dolmakalemi kendisine teslim etmesini; satıcı Ali ise alıcı Veli’den kararlaştırılmış olan bedeli (semeni) ödemesini istemek hususunda birer alacak hakkına sahip olmuşlardır. Burada Veli’nin hakkı nisbi bir hak olduğu içindir ki, Veli bu hakkını sadece satıcı Ali’ye karşı ileri sürebilir. Eğer satıcı Ali bu dolmakalemi alıcı Veli’ye teslim etmeden Mehmet isimli bir başkasına ikinci defa satar ve teslim ederse, Veli yeni alıcı Mehmet’ten kalemi kendisine vermesini talep edemeyeceği gibi, ondan tazminat da isteyemez; çünkü Veli’nin bu hakkı nisbi bir haktır ve satıcı Ali’den başkasına karşı ileri sürülemez. Bu durumda Veli’nin yapacağı tek şey, kalemi kendisine teslim etmeyip başkasına satan ve dolayısıyla zarara uğramasına sebebiyet veren Ali’den zararının giderilmesini istemekten (tazminat talep etmekten) ibarettir.

Oysa bu dolmakalem satıcı Ali tarafından alıcı Veli’ye teslim edilmiş ve teslimden sonra da Veli’den çalınmış olsaydı, bu durumda Veli kaleminin kendisine geri verilmesini hırsızdan isteyebilecekti; çünkü kalem satıcı Ali tarafından kendisine teslim edildiği anda Veli onun üzerinde mülkiyet hakkını kazanmış olacaktı. Mülkiyet hakkı ise mutlak haklardan olduğu içindir ki, Veli hakkını herkese, bu arada pek tabii hırsıza karşı da ileri sürebilecek ve kalemin geri verilmesini sağlayabilecekti.
Konularına Göre
Özel haklar konularına, yani korudukları menfaatin maddi veya manevi oluşuna göre malvarlığı hakları ve kişilik hakları şeklinde bir ayırıma tabi tutulurlar.
Malvarlığı Hakları
Malvarlığı hakları, kişilerin maddi menfaatlerini koruyan haklardır. Hukuk dilinde malvarlığı (mamelek), bir kişinin para ile ölçülebilen hak ve borçlarının tümünü ifade eder. O halde malvarlığı hakları da, para ile ölçülebilen, paraya çevrilebilmesi mümkün olan, başkalarına devredilebilen ve mirasçılara geçen haklardır.

Malvarlığı haklarına örnek olarak eşyalar üzerindeki mutlak hakları, yani ayni hakları (örneğin mülkiyet hakkını), nisbi hakları (örneğin alacak hakkını) ve fikri hakları (örneğin telif hakkını) gösterebiliriz.
Kişilik Hakları
Kişilik hakları, kişilerin manevi menfaatlerini koruyan haklardır. Bu haklar, para ile ölçülemeyen, paraya çevrilemeyen, sahibi için sadece manevi bir değer ifade eden haklardır. Kişilik hakları başkalarına devredilemedikleri gibi, miras yoluyla mirasçılara da geçmezler.

Kişilik hakları, kişinin maddi (bedensel), manevi ve iktisadi bütünlüğü üzerindeki mutlak haklardır. O halde bir kimse, kişilik haklarına, örneğin sağlığına, vücut tamlığına, şeref ve haysiyetine, sırlarına, ismine, resmine, özgürlüklerine karşı haksız saldırılarda bulunmaktan kaçınmalarını herkesten isteyebilir. Gerçek kişiler kadar tüzel kişiler de, mahiyetleriyle bağdaştığı ölçüde kişilik haklarına sahiptirler.
Kullanılmalarına Göre
Özel haklar, kullanılmalarına göre devredilebilen haklar ve devredilemeyen haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Devredilebilen Haklar
Özel haklardan bazıları sağlararası bir hukuki işlemle, örneğin satım, bağışlama veya alacağın temliki yoluyla başkalarına devredilebildikleri gibi, hak sahibinin ölümünden sonra miras yoluyla da mirasçılara geçebilirler. Bu mahiyette olan özel haklara devredilebilen haklar adını veririz. Başkalarına devri veya geçmesi mümkün olan bu haklara örnek olarak malvarlığı haklarından çoğunu gösterebiliriz. Gerçekten, malvarlığı haklarından büyük bir kısmı, örneğin mülkiyet hakkı, telif hakkı ve alacak hakları hukuki bir işlemle başkalarına devredilebildikleri gibi, miras yoluyla da mirasçılara geçerler. Ancak, malvarlığı haklarından bazıları, örneğin sınırlı ayni haklardan olan intifa hakkı ile oturma hakkı ve bir alacak hakkı olan nafaka hakkı bu kuralın dışında kalırlar, yani başkalarına devredilemeyecekleri gibi, miras yoluyla da geçmezler (intifa hakkı, sahibine hakkın konusu olan taşınır veya taşınmaz eşyadan veya haktan yararlanmak ve onu kullanmak yetkisini veren bir sınırlı ayni haktır. Oturma hakkı, sahibine bir evde oturmak veya onun bir kısmını işgal etmek yetkisini veren sınırlı ayni haktır. Nafaka hakkı, sahibine nafaka borçlusundan kendisine yardım edilmesini, bakılmasını istemek yetkisini veren bir haktır.)
Devredilemeyen Haklar
Özel haklardan bazıları, örneğin kişilik hakları ile bir kısım malvarlığı hakları başkalarına devredilemedikleri gibi, miras yoluyla da mirasçılara geçmezler. Devredilemeyen ve mirasçılara geçmeyen bu haklara kişiye bağlı haklar adı verilmektedir.

Başkalarına devredilemeyen ve miras yoluyla da geçmeyen haklardan bir kısmı ise sahibine çok sıkı surette bağlıdır ki, bunlara da kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar denilmektedir (MK.m.16). Bu haklar, "başkalarına devrolunamayan, miras yoluyla geçmeyen, hak sahibinin kişiliğini yakından ilgilendiren hakların ileri sürülmesine yarayan bizatihi mali bir mahiyet taşımayan ve esas itibariyle kanuni temsil yoluyla kullanılmaları mümkün bulunmayan haklardır". Bunlara örnek olarak "ergin kılınmayı talep etme hakkı"nı (MK.m.12), "nişanı bozma hakkı"nı (MK.m.120), "boşanma davası açma hakkı"nı (MK.m.161 vd.) ve "soybağının reddi hakkı"nı (MK.m.286) gösterebiliriz.
Amaçlarına Göre Özel haklar amaçlarına göre bir tasnife tabi tutularak yenilik doğuran haklar ve alelade haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Yenilik Doğuran Haklar
Bir kısım haklar sahibine tek taraflı bir irade açıklamasıyla yeni bir hukuki durum yaratmak veya mevcut bir hukuki durumu değiştirmek ya da mevcut bir hukuki durumu tamamen ortadan kaldırmak yetkisini verirler ki, bu haklara yenilik doğuran haklar veya inşai haklar denilmektedir.
Yenilik doğuran haklar kural olarak sahibi tarafından tek taraflı bir irade açıklamasıyla kullanılır ve bu açıklamanın karşı tarafa ulaşmasıyla da sonuçlarını doğururlar. Bu haklar istisnai olarak dava yoluyla kullanılırlar.

Yenilik doğuran haklar kendi aralarında üçe ayrılırlar.
• Kurucu Yenilik Doğuran Haklar: Kurucu yenilik doğuran haklar, sahibi tarafından irade açıklamasıyla kullanılmaları halinde bir hukuki durumun kurulması sonucunu doğururlar. Örneğin bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin yapmış olduğu öneriyi (icabı) karşı tarafın kabul etmesi, yani kabul beyanında bulunması, bu nitelikteki bir yenilik doğuran haktır; çünkü kabul açıklamasıyla birlikte taraflar arasında o sözleşme doğmuş olur.
• Değiştirici Yenilik Doğuran Haklar: Değiştirici yenilik doğuran haklar, mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesi sonucunu sağlayan haklardır. Bu haklar sahibi tarafından kullanıldığı takdirde, mevcut hukuki durum eskisi gibi gene devam eder, fakat hukuki durumda bir değişiklik meydana gelir. Örneğin satış sözleşmesinde satılan mal ayıplı olduğu takdirde alıcının bu malın ayıpsızı ile değiştirilmesini veya satış bedelinden (semenden) indirim yapılmasını isteme hakkı, bu nitelikteki bir yenilik doğuran haktır; çünkü alıcının bu hakkını kullanmasıyla mevcut durumda bir değişiklik meydana gelir.
• Bozucu Yenilik Doğuran Haklar: Bozucu yenilik doğuran haklar ise, hak sahibi tarafından kullanılmalarıyla mevcut bir hukuki durumu ortadan kaldıran haklardır. Örneğin kira, hizmet ve adi şirket sözleşmelerindeki feshi bildirme (feshi ihbar) hakkı, vekaletten azil veya istifa hakkı bu nitelikte bir yenilik doğuran haktır; çünkü hizmet sözleşmesinde işçi, kanunda yazılı sebeplerden biri dolayısıyla işe devam edemeyeceğini işverene bildirdiği takdirde, hizmet sözleşmesi sona ermiş olur. Aynı hak kira sözleşmesinde kiracıya ve kiralayana da tanınmış bulunmaktadır.
Alelade Haklar
Kullanılmalarıyla yeni bir hukuki durum meydana getirmeyen haklardır. Örneğin velayet hakkı böyle bir haktır. Medeni Kanunumuzun ergin (reşit) olmamış çocuklar (küçükler) bakımından sadece ana ve babalara tanımış olduğu velayet hakkının kapsamına çocuğa öğüt vermek, ihtarda bulunmak veya çocuğun mallarını yönetmek, onu temsil etmek hakkı da girer. Ana ve babanın bu haklarını kullanmalarıyla yeni bir hukuki durum meydana gelmediği gibi, mevcut durumda bir değişiklik de olmaz veya mevcut durum ortadan kalkmaz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
5. kısım süper dökümanlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AÖF ADALET ÖNLİSANS BÖLÜMÜ :: DERSLERİMİZ VE DÖKÜMANLARI :: Hukuka Giriş-
Buraya geçin: